Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’nin F-35 programına yeniden katılma talebi ve Rus yapımı S-400 hava savunma sistemi konusundaki durumu hakkında Ankara ile süregelen görüşmeler yürüttüğünü açıkladı.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack tarafından yapılan açıklamada, Amerikan yasaları gereği Türkiye’nin F-35 programına geri dönebilmesi için S-400 sistemini artık kullanmaması ve elinde bulundurmaması gerektiği vurgulandı. Açıklamada, bu şartın müzakereye açık olmadığı net bir şekilde ifade edildi.
Barrack, Başkan Donald Trump ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki olumlu ilişkinin, iki ülke arasında yeni bir iş birliği atmosferi yarattığını belirterek, bu kapsamda F-35 ve S-400 meselesinde son yaklaşık on yılın en verimli görüşmelerinin yapıldığını söyledi.
ABD tarafı, yürütülen temasların önümüzdeki aylarda hem Washington’un hem de Ankara’nın güvenlik gereksinimlerini karşılayacak bir “ilerleme” doğurmasını umut ettiklerini belirtti. Ancak açıklamada, somut bir takvim ya da ara formüle dair herhangi bir detay paylaşılmadı.
Kritik eşik: “Sahiplik” meselesi
ABD açıklamasında dikkat çeken nokta, S-400’lerin yalnızca aktif kullanılmaması değil, aynı zamanda Türkiye’nin envanterinde bulunmaması şartının da açık şekilde dile getirilmesi oldu. Bu ifade, daha önce gündeme gelen “depolama”, “üçüncü ülkeye devretme” ya da “pasif tutma” gibi ara formüllerin Washington nezdinde yeterli görülmediğine işaret ediyor.
Arka plan
Türkiye, F-35 programının ortaklarından biri olmasına rağmen, S-400 tedariki nedeniyle 2019 yılında programdan çıkarılmış, teslim edilmesi planlanan uçaklar verilmemişti. O tarihten bu yana Ankara-Washington hattında F-35 konusu, savunma ilişkilerinin en hassas başlıklarından biri olarak gündemde kalmaya devam ediyor.
F-35 Neden Bu Kadar Kritik?
F-35 Lightning II, yalnızca beşinci nesil bir savaş uçağı değil; sensör füzyonu, ağ merkezli harp kabiliyeti ve düşük görünürlük (stealth) özellikleriyle NATO hava gücünün omurgası olarak kabul ediliyor.
Uçak; radar, elektro-optik ve elektronik harp verilerini tek bir taktik resimde birleştirerek pilotu sadece bir “uçak kullanıcısı” değil, aynı zamanda hava sahasının yöneticisi haline getiriyor. Bu özellik, F-35’i klasik hava-hava ya da hava-yer görevlerinin ötesine taşıyor.
Türkiye, programdan çıkarılmadan önce F-35 için:
100 adet uçak siparişi vermiş, Gövde ve iniş takımı dahil olmak üzere 900’ü aşkın parça üretimiyle küresel tedarik zincirinin önemli bir parçası haline gelmişti.
F-35’in Türkiye açısından önemi sadece operasyonel değil; aynı zamanda hava kuvvetlerinin gelecek 30–40 yılını şekillendirecek bir platform olması. Mevcut F-16 filosunun modernizasyonu kısa ve orta vadede çözüm sunarken, uzun vadeli caydırıcılık ve entegrasyon açısından F-35 benzeri bir kabiliyet hâlâ kritik kabul ediliyor.
Ancak ABD tarafı, S-400 sisteminin F-35 ile aynı ekosistemde bulunmasının, uçağın düşük görünürlük ve görev verilerinin Rusya’ya dolaylı olarak açığa çıkması riski doğuracağını savunuyor. Bu nedenle F-35–S-400 ikilisi Washington için teknik değil, kırmızı çizgi niteliğinde bir güvenlik meselesi olarak görülüyor.
